Genel Bilgiler

Oruç Tutmak Sadece Aç Kalmak Değildir

oruc-tutmak-sadece-ac-kalmak-degildir

Bizleri bir Ramazan’a daha ulaştırma şerefine erdiren Cenab-ı Hakk’a hamd-ü senalar olsun. Ramazan’ı idrak etmemizi ve bizlere O’nun değerini öğreten Resulune binlerce kez salat-ü selamlar olsun.

Birçoğumuzun bildiği üzere yüce kitabımız Kur’an-i Kerim  Peygamber Efendimiz (sav)’e bu mübarek ayda inmeye başlamıştır ve ayette de belirtildiği gibi öncekilere farz kılınan oruç, biz Müslümanlar’a da bu ay farz kılınmıştır.

Ramazan ayı insanların şefkat ve merhamet duygularının uyandığı bir aydır. Bu ay içinde insanlar, maddi manevi yardımlaşma içinde olurlar.Tüm inananlar için günahların temizlendiği ve tam bir arınma sürecinin yaşandığı bu mübarek ayda, oruç tutarak açlığa karşı sabretmek ve her türlü hazdan, negatif enerji yayan düşünceden oruç yoluyla arınmak hedeflenmektedir. Ancak günümüzde ne yazık ki Ramazan ve orucun anlamından ve değerinden haberleri olmayan bazı cahiller, oruç tutmayı sadece bedensel olarak akşama kadar aç kalmak, iftardan sonra da bu bedensel açlığı derhal doyurmak olarak algılamakta ve yaşamaktadır.

Oruç tutarken aynı zamanda yaşayışımızla, özümüzle, sözümüzle, başka insanlarla olan ilişkilerimizin de bilincinde olmak zorundayız. Yani duygularımızı arındırarak, öfkeden, hasetten, kinden, nefretten ve yalan gibi benzeri kötü duygulardan içimizi arındırma gayreti içinde olarak oruç tutmalıyız. Oruç tutarken yemek içmekten uzak durulduğu gibi yanlış ve çirkin işlerden de uzak durulduğu takdirde, orucun ve Ramazan’ın bizim için çok büyük bir kazanca dönüşeceği unutmamalıyız. Peygamber Efendimiz (sav) oruç tutmanın sadece aç kalmaktan ibaret olmadığını bizlere şu sözlerle de belirtmiştir;

‘’Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine Allah’ın hiçbir ihtiyacı yoktur. [1]

 “Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin’’.[2]

 

Ramazan Ayını İyi Değerlendirmeliyiz

Peygamber Efendimiz (sav) bir keresinde minbere çıkıyordu. Merdivenden yukarı çıkarken birinci basamakta “amin!” dedi. İkinci basamakta yine “amin!” dedi. Üçüncü basamakta bir kere daha “amin!” dedi. Hutbeden sonra , Sahabe efendilerimiz;

“Bu sefer senden daha önce duymadığımız bir şeyi duyduk ya Resulallah! Eskiden böyle yapmıyordunuz, şimdi minbere çıkarken üç defa “amin” dediniz. Bunun hikmeti nedir?” Diye sordular. Peygamber efendimiz (sav) şöyle buyurdular:

“Cebrâil aleyhisselam geldi ve ‘Anne-babasının ihtiyarlığında onların yanında olmuş ama anne-baba hakkını gözetmemiş, onlara iyi bakarak mağfireti yakalama gibi bir fırsatı değerlendirememiş kimseye yazıklar olsun, burnu yere sürtülsün onun!’ dedi, ben de ‘amin!’ dedim. Cebrâil, ‘Yâ Rasûlallah, bir yerde adın anıldığı halde, Sana salât ü selâm getirmeyen de rahmetten uzak olsun, burnu yere sürtülsün!’ dedi, ben de ‘amin’ dedim. Ve son basamakta Cebrâil, ‘Ramazan’a yetişmiş, Ramazan’ı idrak etmiş olduğu halde Allah’ın mağfiretini kazanamamış, afv-ü mağfiret bulamamış kimseye de yazıklar olsun, rahmetten uzak olsun o!’ dedi, ben de ‘amin’ dedim.”[3]

Hadis-i Şerif’de anladığımız üzere Peygamber Efendimiz (sav) son amin deyişlerinde, Ramazan-ı Şerif’i idrak edipte, Cenâb-ı Hakk’ın rahmet ayında o rahmete mazhar olamamayı Cebrail Aleyhisselam’ın dilinden “burunları yere sürtülsün” tepkisiyle biz Müslümanlar’a bu ayın yeterince değerlendirilemediği taktirde neleri kaçırdığımızı bu hadiseyle bizlere açıkça göstermektedir.

camiiCenab-ı Hakk’ın bizleri Ramazan ayına yetiştirmesiyle verdiği bu büyük imkan ve fırsatı değerlendirmenin yolu, o mübarek zaman dilimini gecesi, gündüzüyle, sahuru, iftarıyla, orucu, sadakasıyla, teravihi, Kur’ân’ıyla alabildiğine bir bütünlük içersinde yaşamakta geçer. İnsan, şayet Ramazan-ı şerifin hakkını veriyor; namaz kılıyor, teravihe gidiyor ve oruç tutuyorsa, o ibadetlerin çağrıştırmasıyla sürekli duayı da telaffuz edecektir. İftar ederken el kaldıracak, imsak ederken duaya duracak, camiden içeri adımını atarken yine dua edecek, namaz kılarken bir kere daha niyazda bulunacak ve hep dua dua yalvaracaktır.

Mübarek Ramazan ayında günahlardan, diğer aylarda kaçındığımızdan daha çok kaçınmalı, ibadetlere de diğer aylarda sarıldığımızdan daha fazla sarılmalı zekat ve sadaka vermeliyiz. Sünnet olarak teravih namazını kılarken, diğer bir sünneti, yani Kur’an hatmini unutmamalı, bu ay içinde mutlaka bir hatim yapmalıyız. Bunun yanında oruçlarımızı zedeleyecek ihmallerden kaçınmamız, öfke ve şiddetten de uzaklaşmamız gerekmektedir. Aynı zamanda İftar vakti geldiğinde de duâların kabûl olduğu o ince vuslatı unutmamalıyız.

 

1 Ay Değil, 12 Ay Müslüman’ız

Vakit namazlarına gidenler bilir. Ramazan ayı gelmesi ile beraber camiiler birden bire tamamen dolmaya başlar. Genellikle ilk hafta böyle geçer. İkinci haftaya geldiğimiz vakit, camideki insanların yaklaşık 1/4’ü cemaati terketmeye başlar. Üçüncü haftaya girdiğimizde artık camiinin yarısı boş kalmaya başlamıştır. Bu şekilde Ramazan Ayının son haftasına kadar vakit namazlarındaki camii cemaatleri düşmeye devam eder. Birde Ramazan ayı başlamasıyla beraber oruç tutmanın yanında bazı kardeşlerimiz kendi kendilerine namaza başlayacaklarına dair söz verirler. Birçoğu da verdikleri sözü tutarak namaza başlarlar. Evet buraya kadar hiçbir sorun yok. Lakin asıl sorun, bayramın gelmesiyle beraber insanlarda birdenbire bir rahatlık oluşmaya başlamasıdır. Namazlar da aksatılır, aksatılır ve sonunda hiç kılınmamaya başlar. Ramazan ayındaki hassas davranışların yerlerini de gaflet alarak sanki hiç Ramazan ayı yaşanılmamış gibi eski hallere devam edilir.

Allah’ın insanlara ihsan ettiği el, ayak, göz, kulak gibi sayısız nimetleri nasıl sadece Ramazan ayına mahsus kalmıyor, ömür boyu kullanılıyorsa, O’na olan ibadet ve itaatimiz de Ramazan ayına mahsus kalmamalı, ömür boyu devam etmeli, son nefese kadar sürmelidir. Hatta insan nasıl havasız, susuz yaşayamazsa, biz de ibadetlerimizi yapmadan yaşayamaz hale gelmeliyiz.

Yaşadığımız mübarek Ramazan ayı bize bu düşünceyi vermeli, bu alışkanlığı kazandırmış olmalıdır. Bu sebeple de Ramazan ayı sonunda bu konuyu kendi vicdanımızda iyice düşünmeli, Ramazan’da kazandığımız iyilik ve ibadet alışkanlıklarımızı Ramazan’dan sonra da firesiz devam ettirme kararında olmalıyız.

Amacımız, Ramazan ayında başlattığımız dini titizliğimizi, ömür boyu devam ettirmek, bin aydan hayırlı Kadir Gecesi’nde kazandığımızı, diğer gecelerde kaybetmemektir.

Tüm İslam Aleminin Ramazan Ayı mübarek olsun. Rabbim laikiyle değerlendirenlerden olabilmeyi bizlere nasip eylesin.

MUHLİS AKKOCA

Kaynaklar;
[1] Buhari, Savm, 8
[2] Buhari, Savm, 9
[3] Tirmizî, Deavât 101; Ahmed ibn-i Hanbel Müsned, 12/421 (7451) İbn-i Hibbân, Sahîh 2/140 (409), 3/188 (907)
peygamberyolu.com
hikmet.net
sehadetyildizi.blogcu.com
Yorum Yap

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler

To Top