Genel Bilgiler

Veda Hutbesi

Hazreti Muhammed (s.a.v) in Veda Hutbesi

Hz. Peygamber’in (sav) hicretten sonra yaptığı ilk ve tek haccı genelde Vedâ Haccı olarak adlandırılır. O, bu haccı esnasında Arafat başta olmak üzere değişik zamanlarda hitabelerde bulunmuştur. Bu konuşmalar daha sonra Vedâ Hutbesi başlığı altında toplanmıştır.

Allah Rasûlü (sav), kendisinin rasuller ve peygamberler zincirinin son halkası olduğunu biliyordu. O, bunun ashabıyla ve ümmetiyle dünyada bir araya geldiği, insanlığa mesajını ulaştırabileceği son haccı olduğunu da sanki biliyor ve insanlarla vedâlaşıyordu. Allah’ın son elçisi sıfatıyla kendinden önce gelip geçen peygamber kardeşlerinin ardından ümmetlerinin içine düştüğü dini, dünyevi yanlış ve sapmaları tespit etmiş olan Hz. Muhammed (sav), ashabının şahsında ümmetine, hattâ bütün insanlığa hitap ederek uyarılarda bulunmuştur.

Peygamber Efendimiz (sav), dönemin şartları göz önüne alınıp değerlendirildiğinde belki de bir mekana bir anda toplanabilecek en büyük topluluklardan birine hitap etme fırsatına kavuşmuştu. Artık onlarla bir daha buluşamayabilirdi. Nitekim bunu şöylece dile getiriyordu:

“Ey inananlar, sözümü iyi dinleyin. Vallahi bilmiyorum, belki de bu seneden sonra burada sizinle bir daha buluşamayabilirim.”

Öncelikle Peygamber Efendimiz (sav)’in hac hazırlığından başlayalım…

PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV)’İN HAC HAZIRLIĞI

Hicretin 10. yılının Zilkade ayında (Ocak 632) Hz. Peygamber (s.a.v.), hac için hazırlanmaya başladı. Bu arada Medine’deki Müslümanlar’a kendisiyle beraber haccetmek üzere hazırlanmalarını emir buyurduğu gibi, Medine dışındakilere de hazırlıklarını yaparak Medine’de toplanmalarını ilan ettirdi. Bunun üzerine Medine’de muazzam bir kalabalık toplandı. Herkes Peygamber’e (s.a.v.) uymak niyetinde olup onun gibi haccetmek istiyordu. Bineğiyle veya yaya olarak gelmeye gücü yeten hiç kimse gelmezlik etmedi. Kaynaklarımız Hz. Peygamber’le (s.a.v.) birlikte haccedenlerin sayısını 124 bin civarında, hattâ bazen bundan da fazla gösterir.

Allah Rasûlü’nün (sav) Medine-Mekke-Medine hac güzergâhı, konakladığı mekânlar, gidiş-dönüş yolundaki söz ve uygulamaları, hac ibadetini yapış ve yaptırış şekli… Sahabe-i Kiram tarafından birbirini destekleyen ve tamamlayıp bütünleyen rivayetler halinde çoğu zaman en ince ayrıntısına varıncaya kadar zapt edilip aktarılmış ve kaynaklarımızca kaydedilmiştir. Dolayısıyla bizler bugün itibariyle Peygamberimizin (sav) nasıl haccettiğini, haccı esnasında yaşananları ve yazımıza konu edinmeye çalışacağımız hutbelerini bu rivayetler, zabıtlar ve kayıtlar ışığında tespit etme imkânına sahibiz.

Burada şunu söyleyebiliriz: Terviye gününden önceki hutbesi bir yana diğer mekânlarda irad ettiği hutbelerinde Allah Rasûlü (sav) genelde arefe günü Arafat meydanında yaptığı hutbeyi destekleyici mahiyette ifadelere yer vermiştir. Dolayısıyla onun hac boyunca farklı günlerde ve mekânlarda yaptığı hitabelerinde içerik bakımından bir bütünlükten söz edilebilir.

Arefe günü Arafat’ta yaptığı hutbeyi mihver alan ve neredeyse hac esnasındaki hitaplarının tamamını toplayan hutbeler bütününe, her ne kadar Vedâ Haccı tabiri kadar ilk dönemlere, hattâ bizzat Allah Rasûlü’nün (sav) ve sahabenin yaşadığı devre varan bir adlandırmaya sahip olmasa da “Vedâ Hutbesi” denildiğini görüyoruz.  Son dönemde genelde İslâm ülkelerinin tamamında ve bu arada ülkemizde Vedâ hutbesinde söz konusu edilen hususların daha çok insan hakları ile ilişkilendirilerek ele alındığına şahit oluyoruz. Vedâ Hutbesi metninde insan hakları ile ilgili hususların yer aldığı bir gerçektir. Hattâ Kur’an ve sünnette yer alan insan haklarına yönelik talimat ve uygulamaların, Müslümanlar tarafından tarihi dönemler boyunca yeni söylem ve pratiklerle hayata aksettirildiğini söylemek de yanlış değildir. Fakat kanaatimizce Vedâ Hutbesi metni, insan hakları ile ilgili temel ilke ve prensipleri ihtiva ettiği kadar bir başka hususu, belki daha belirgin bir biçimde içermektedir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ (s.a.v)’in Veda Hutbesi (9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi’nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitab etti:

“Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah’dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Rasûlüdür.”

“Ey insanlar!
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.  İnsanlar! Bugünleriniz nasıl  mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

Ashabım!
Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O’da sizi yaptıklarınızdan  dolayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

Ashabım!
Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir. Lakin  anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

Ashabım!
Dikkat ediniz, cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu Iyas bin Rabia’nın kan davasıdır.

Ey insanlar!
Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

Ey insanlar!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınızı; yatağınızı hiç kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

Ey mü’minler!
Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç   şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin sünnetidir.

Mü’minler!
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar  kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kanı da, malı da helal olmaz. Fakat malını gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

Ey insanlar!
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.

Ey insanlar!
Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arab’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında  en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.  Kimse kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun suçu üzerine, oğlu da babasının suçu üzerine  suçlanamaz.

Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:

–  Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.

–  Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.

–  Zina etmeyeceksiniz.

–  Hırsızlık yapmayacaksınız.

İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz? “

Sahabe-i Kiram birden söyle dediler:

“Allah’ın elçiliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!”

Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:

“Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab! “

VEDA HUTBESİNİN ANA KONULARI

Hitap edilen kitle peygamberleriyle birlikte haccetmek üzere toplanmış inançlı kimselerden oluşuyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) zaman zaman bizzat onlara seslenen, onları muhatap alan ifadeler kullanırken, bazen de sanki kıyamete kadar gelecek olan ümmetine hitap eden cümlelere yer vermekteydi. Hattâ iyi takip edildiğinde onun bazen sözlerini topyekûn insanlığa yönelttiği gözlemlenir.

Hz. Peygamber (sav) Vedâ Hutbesi’ni irad ederken inanç, ibadet ve muamelat konularına, sosyal hayata ilişkin hususlara, iktisadi düzenle ilgili bir meseleye, takvim ve tarih mevzularına yer vermiştir. Bu başlıkları biraz daha açarak ele alacak olursak Vedâ Hutbesi metninden şu maddeleri çıkarabiliriz:

  1. Allah’a hamd ve sena, nefislerin şerrinden ve kötü amellerden Allah’a sığınma (isti‘âze), hidayet ve dalalet, kelimeteyn-i şehâdeteyn,
  2. Takvayı tavsiye, Allah’a itaate teşvik, söze hayırla başlamak istemek,
  3. Sözünü dinlemeleri, o seneden sonra belki de bir daha buluşamayacakları,
  4. Orada bulunanların sözlerini orada bulunmayanlara aktarması ve gerekçesi, müslümanların kalplerine kin ve kıskançlığı sokmayacak üç şey: Allah’a ihlasla ibadet, yöneticilere nasihatte bulunmak, inanç ve ibadette İslâm cemaatine tabi olmak,
  5. Müslümanlar’ın kanlarının (canlarının) ve mallarının birbirine haram oluşu,
  6. Tebliğ ettiğine şahit tutma ve insanların Rablerine kavuş- tuklarında sorguya çekilecekleri,
  7. Emanetlerin sahiplerine iadesi,
  8. Kabe muhafızlığı (sidâne) ve hacılara su sağlamak işi (sikâye) dışındaki câhiliye adetlerini ayaklarının altına aldığı ve hükümsüz olduğu,
  9. Faizin kaldırılması, sadece ana paranın (sermayenin) alınacağı, borçludan fazla veya eksik para alınmaması, Allah’ın faizi haram kıldığı ve ilk kaldırılan faizin de amcası Abbas b. Abdülmuttalib’in faizi olduğu,
  10. Kan davalarına son verildiği ve kaldırılan ilk kan davasının İbnRebi‘a b. Haris b. Abdülmuttalib’in kan davası olduğu. Kan davasının İbnRebi‘a’nınLeys oğullarına süt anneye verildiği sırada Hüzeyl kabilesi tarafından katledilmesiyle başladığı, bunun câhiliye dönemindeki ilk kan davası olduğu,
  11. Taammüden (kasten) adam öldürmenin cezasının kısas (idam) olduğu, sopa ve taşla işlenen cinayetin de taammüden öldürmeye benzediği, cezasının yüz deve olduğu, daha fazla diyet istemenin câhiliye insanı davranışı sayılacağı,
  12. Tebliğe şahit tutma,
  13. Şeytanın o topraklarda kendisine tapılmasından tamamen ümidini kestiği, yine de ufak tefek işlerde kendisine uyulmaktan hoş-lanacağı, din hususunda ondan sakınılması,
  14. Takvimdeki nesi uygulamasının kaldırıldığı, nesinin haram ayların yerlerini değiştirdiği ikazı,
  15. Zamanın Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki haline, eskiye döndüğü, Allah’ın ayların sayısını 12 olarak takdir ettiği, bunlardan dördünün haram ay olduğu, üçünün peş peşe, birisinin ise tek geldiği, art arda gelenlerin Zilkade, Zilhicce ve Muharrem, tek gelenin ise Mudarlıların Cemaziyelâhir’i ile Şaban arasındaki Recep ayı olduğu,
  16. Erkeklerle kadınların birbiri üzerinde hakkı olduğu, erkeklerin kadınlar üzerindeki haklarının hoşlanmadıkları kimseleri izin vermedikçe evlerine sokmamaları ve çirkin davranışta bulunmamaları, aksine davrandıklarında Allah’ın erkeklere kadınları yataklarında yalnız bırakma ve daha olmazsa hafifçe dövüp sakındırmaya izin verdiği, bunlardan vazgeçip itaat etmeleri durumunda herkesçe makul bilinen ölçülerde yiyecek ve giyeceklerini sağlamanın erkeklerin görevi olduğu, kadınlar hakkında hayırlı olmayı tavsiye, zira kadınların erkeklerin himayesine muhtaç oldukları, kendileri için hiçbir şeye malik olmadıkları, erkeklerin onları Allah’ın emaneti olarak aldıkları, Allah’ın adını anarak namuslarını helal edindikleri, kadınlar konusunda Allah’tan sakınmaları,
  17. Kendisinden sonra küfre dönüp birbirlerinin boynunu vurmamaları,
  18. Sımsıkı sarıldıklarında asla sapıtılmayacak apaçık öyle bir şey bırakmıştır ki bunlar Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnetidir,
  19. Müslüman’ın, Müslüman’ın kardeşi olduğu, onu aldatmayacağı, hıyanet etmeyeceği, gıybet de etmeyeceği, müslümanın kanının (canının) müslümana haram olduğu, kimseye müslüman kardeşinin malının gönül rızasıyla olmadıkça helal olmayacağı, kendilerine zulmetmemeleri,
  20. İnsanların Rablerinin de, babalarının da bir olduğu, İslâm dininde eşit oldukları, hepsinin Âdem soyundan, Âdem’inse topraktan olduğu, Allah katında en şerefli olan insanın O’ndan en çok sakınan olduğu,
  21. Dinleyenlerin mesul olduğu, orada bulunanların bulunmayanlara sözlerini tebliğ edip ulaştırması,
  22. Allah’a karşı en azılı düşmanın kendisini öldürmek isteyenin (meşru müdafaa, nefsini savunma) dışındakini öldüren ve kendisini dövenden başkasını dövmeye kalkan olduğu,
  23. Allah’tan sakınma, insanların mallarını eksik vermeme ve yeryüzünde fesat çıkarmama,
  24. Kölelere iyi davranılması, onlara yediklerinden yedirilmesi, giydiklerinden giydirilmesi, bir suç işlediklerinde cezalarının hürlerden aynı suçu işleyenlere kıyaslanması,
  25. Kendisine insanlarla, Allah’tan başka ilah olmadığını ve Hz. Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğunu kabul edinceye kadar savaşmanın emredildiği, bunu söyledikleri (kabul ettikleri) zaman hak etmeleri dışında kanlarını (canlarını) ve mallarını kendisinden korumuş olacakları, hesaplarının ise Allah’a kaldığı,
  26. Allah’tan sakınmayı tavsiye ve azası kesik bir Habeşli de baş ve amir tayin edilse Allah’ın kitabı ile amel ettiği sürece dinlenilip itaat edilmesi,
  27. Havuz’un başında onları dört gözle bekleyeceği, başka milletlere karşı çokluklarıyla övüneceği, çok günah işleyip yüzünü kara çıkarmamaları,
  28. Allah’ın insanların mirastaki payını belirlediği, varis için vasiyete gerek olmadığı, vasiyetin üçte birden fazlasında olamayacağı,
  29. Çocuğun kimin döşeğinde doğmuşsa ona ait olacağı, babasından başkasına mensubiyet ileri sürenin veya efendisinden başkasını efendi edinenin Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğraması bedduası, böylesinin tevbesinin, şahitlik yapabilme vasfı- nın ve şahitliğinin kabul edilmeyeceği.

 

KAYNAKLAR:
H. Ahmet ÖZDEMİR
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 1
Özet: Muhlis Akkoca

 

Yorum Yap

Yanıtla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler

To Top